<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324</id><updated>2011-04-21T10:42:34.303-07:00</updated><title type='text'>DÜNYA ŞİİRİ</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>16</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-115411807755006543</id><published>2006-07-28T13:15:00.000-07:00</published><updated>2006-07-28T13:21:17.566-07:00</updated><title type='text'>Nizar Qabbani(1923-1998)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Nizar Qabbani(1923-1998)&lt;br /&gt;Ünlü Arap Şair’in Anısına&lt;br /&gt;Yazı-Arapça Çeviriler: Borges Defteri Moderasyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1998 yılının Mayıs ayında tüm İngiliz Gazeteleri bir Şair’in göç haberini verdi.&lt;br /&gt;Bir süreden beri tedavi amacıyla bulunduğu Londra’da gözlerini dünya’ya yumdu Nizar.&lt;br /&gt;Yarım yüzyıla yakın sadece şiir yazan ve Arap Edebiyatının en tartışılır Şairi olarak da bilinen Nizar, savaş karşıtı şiirlerinin yanında “aşikaneleri” ile de bilinir.&lt;br /&gt;1944 yılında ilk şiir kitabını ( Yeşil Kadın Dedi Ki) kendi olanaklarıyla yayınladı.&lt;br /&gt;Bu ilk kitabı ve şiirleri ile geleneksel Arap şiirine aykırı duruşu ile büyük tepkiler aldı.&lt;br /&gt;Nizar o yıllarda bir ilke de imza atmıştı, kitabını çok ilginç ve tarihsel olaylara işaret edecek biçimde paketleyip piyasaya sunmuştu.&lt;br /&gt;Fransızlar Şam’ı işgal ettiklerinde aykırı kadınlara kırmızı bantla gezme zorunluluğu getirmişlerdi, Nizar da kitabının etrafına o uygulama ile hesaplaşma niyetinde aynı kırmızı bantla kapatmıştı. Arap toplumuna sinmiş olan korkuyu yazdı Nizar.&lt;br /&gt;“ Korku içinde aşık olduk, korku içinde yürüdük, korku içinde yazdık.” diyordu.&lt;br /&gt;22 yaşında diplomat olarak Kahirde çalışmaya başladı bu görevini 1966 yılında yani politikayı temelden bıraktığı yıla kadar sürdürdü.&lt;br /&gt;Onun şiirini saran yangın hiç bir zaman sönmedi.&lt;br /&gt;Acımasızca kimi Arap ülkerinin vurdum duymazlığını, tepkisizliğini, uyuşukluğunu eleştirdi.&lt;br /&gt;Ama en çok kadınların yalnız dünyasına ışık tuttu şiirlerinde, belki de tüm Arap şiirinde aşkı onun kadar güzel anlatan başka bir şair çok azdır.&lt;br /&gt;Birkaç şiirini Borges Defteri okurları için ana dili olan Arapça’dan çevirerek aktarıyoruz.&lt;br /&gt;( not: defter yazıları, şiirlerini başka site, dergiler için kullanmak isteyen değerli okurlardan tek ricamız sadece kaynak göstermeleridir! )&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap dünyası kılıcını kaybetti artık&lt;br /&gt;Ve yüce şeref kavramı çöl serabından öte bir şey değil!&lt;br /&gt;Arap dünyası kişiliğini petrola akıtmıştır,&lt;br /&gt;Ve söylüyor: Tanrı Büyüktür!&lt;br /&gt;Halkın kanı emiliyordu petrol öncesi –sonrasında&lt;br /&gt;Bir grup hep sözsahibi, ötekiler ise “hayvan” yerine konuldu&lt;br /&gt;Artık göksel kitaplarımız okunmaz oldu&lt;br /&gt;Kim inanrdı ki Mısır “Musevi” diyarı olsun, çıksın.&lt;br /&gt;Ve bu nasıl bir Musır diyarı ki Namazını artık ibranice okuyor!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyrut,&lt;br /&gt;Ey dünya sevgilisi&lt;br /&gt;Kim çaldı yakut renkli küpelerini&lt;br /&gt;Kim sahiplendi o sihirli yüzüğünü&lt;br /&gt;Kim kesti altın renkli saçlarını?&lt;br /&gt;Gözlerinin derin yeşilliğnde alevlenen yangını kim söndürdü?&lt;br /&gt;Yüzündeki o kocaman bıçak yarası kime ait?&lt;br /&gt;Ve kim o güzel yüzüne asit döktü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerinin mavi limanında&lt;br /&gt;Yağmurun renkli ahenkleri esiyor&lt;br /&gt;Güneş ve hayret yelkenkeri&lt;br /&gt;Sonsuzluğa çiziyor yolculuğunu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerinin mavi limanında&lt;br /&gt;Denize doğru açılır bir pencere&lt;br /&gt;Ve uzak diyarlardaki kuş&lt;br /&gt;Henüz doğmamış toprakların peşinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerinin mavi limanında&lt;br /&gt;Kar yağar, yaz zamanı&lt;br /&gt;Denizi kendinde batıran, ama batmayan&lt;br /&gt;Firuze yüklü gemiler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerinin mavi limanında&lt;br /&gt;Dağınık kayalara doğru&lt;br /&gt;masum çocuk gibi koşarım&lt;br /&gt;Geri dönerim,&lt;br /&gt;ama kuş gibi yorgun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerinin mavi limanında&lt;br /&gt;Gece türkülerini okur taşlar&lt;br /&gt;Söyler misin...&lt;br /&gt;Kim gizlemiş binlerce şiiri&lt;br /&gt;gözlerinin kapalı kitabında ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke,&lt;br /&gt;Ah, keşke&lt;br /&gt;Bir kayığım olsaydı&lt;br /&gt;Ve her akşam&lt;br /&gt;gözlerinin mavi limanına doğru&lt;br /&gt;yelkenlerim savrulsaydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirler: Nizar Qabbani&lt;br /&gt;Türkçe çeviri: Borges Defteri / Moderasyon &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-115411807755006543?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/115411807755006543/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=115411807755006543' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115411807755006543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115411807755006543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/07/nizar-qabbani1923-1998.html' title='Nizar Qabbani(1923-1998)'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-115290002590294187</id><published>2006-07-14T10:55:00.000-07:00</published><updated>2006-07-14T11:00:25.923-07:00</updated><title type='text'>ÇORAK ÜLKE/THOMAS STEARNS ELIOT</title><content type='html'>1922&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;`Nam Sibyllam quidem Cumis ego ipse&lt;br /&gt;oculis meis vidi in ampulla pendere,&lt;br /&gt;et cum illi pueri dicerent: Sibulla ti thelis;&lt;br /&gt;respondebat illa: apothanein tehelo.' (1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezra Pound için&lt;br /&gt;il miglior fabbro (2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I. ÖLÜLERİN GÖMÜLÜŞÜ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan en zalim aydır, gövertir&lt;br /&gt;Leylakları ölü toprakta, yoğurur&lt;br /&gt;Anılarla istekleri, uyarır&lt;br /&gt;Uyuşuk kökleri bahar yağmuruyla.&lt;br /&gt;Kış, sıcacık tuttu bizi, örter&lt;br /&gt;Toprağı unutkan karla, sürdürür&lt;br /&gt;Kısır bir hayatı kuru köklerle.i&lt;br /&gt;Yaz şaşırttı bizi, Starnbersee'ye gelince&lt;br /&gt;Deli bir sağnakla; sığındık sıra kolonlara,&lt;br /&gt;Derken yeniden güneş, uzandık Hofgarten'a,&lt;br /&gt;Birer kahve içip konuştuk bir saat kadar.&lt;br /&gt;Bin gar keine Russin, stamm' aus Litauen, echt deutsch. (3)&lt;br /&gt;Ve çocukluğumuzda, arşidüklerde kalırken,&lt;br /&gt;Yeğenimgillerde, kızakla gezdirirdi beni,&lt;br /&gt;Ve ben korkardım. Ama o, Marie, derdi,&lt;br /&gt;Sıkı tutun Marie! Ve yamaçtan kayardık.&lt;br /&gt;Dağlardaysan, orada özgür bulursun kendini.&lt;br /&gt;Çoğu geceler okurum, kışın da güneye giderim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi kökler kavrar, hangi dallar bezer&lt;br /&gt;Buradaki taş yığınını? Ey insanoğlu&lt;br /&gt;Bunu bilemez, sezemezsin, çünkü bildiğin yalnız&lt;br /&gt;Bir kırık putlar yığınıdır ki güneşte kavrulur&lt;br /&gt;Ve ona ne ölü ağaç gölge, ne cırcırböceği erinç,&lt;br /&gt;Ne de kuru taş su sesi verir. Yalnız&lt;br /&gt;Burası gölge, altı bu kızıl kayanın,&lt;br /&gt;(Sığın gölgesine bu kızıl kayanın),&lt;br /&gt;Ve ben öyle bir şey göstereceğim ki sana,&lt;br /&gt;Ne seni durmadan izleyen sabahki gölgendir,&lt;br /&gt;Ne kalkıp seni karşılayan akşamki gölgendir,&lt;br /&gt;Sana korkuyu göstereceğim bir avuç tozda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frisch weth der Wind&lt;br /&gt;Der Heimat zu&lt;br /&gt;Mein Irisch Kind,&lt;br /&gt;Wo weilest du? (4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bana sümbülleri ilk verişin bir yıl önceydi,&lt;br /&gt;Sonra sümbül kız koydular adımı."&lt;br /&gt;- Ama döndüğümüzde, gün sonu, sümbül bahçesinden,&lt;br /&gt;Kolların dolu, saçların ıslak, bir türlü&lt;br /&gt;Konuşamadım, gözlerim de seçmedi, sanki&lt;br /&gt;Ne diriydim, ne ölü, ne de bir şey biliyorum,&lt;br /&gt;Sırf bakıyordum ışığın gözüne, sessizlik.&lt;br /&gt;Oed' und leer das Meer. (5)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madam Sosostris, şu ünlü falcı,&lt;br /&gt;İyice üşütmüştü kendini ama&lt;br /&gt;En akıllı kadın diye bilinir Avrupa'da&lt;br /&gt;Elinde bir deste hayın kağıtla. İşte, dedi,&lt;br /&gt;Senin kağıdın, boğulmuş Finikeli gemici,&lt;br /&gt;(Şu inciler onun gözleriydi bir zamanlar, Bak!)&lt;br /&gt;İşte Belladonna, Kayalıkların Ecesi,&lt;br /&gt;Durumların ecesi.&lt;br /&gt;İşte üç değnekli adam, işte Çarkıfelek,&lt;br /&gt;Ve işte tek gözlü tüccar, bu kağıda gelince,&lt;br /&gt;Bu boş kağıt, tüccarın sırtındaki şeydir,&lt;br /&gt;Onu da görmem yasaktır. Peki nerede&lt;br /&gt;Asılmış Adam! Suda ölümden sakın.&lt;br /&gt;Kalabalıklar görüyorum halka olmuş yürüyor.&lt;br /&gt;Falınız tamam. Sayın Mrs. Equitone'u görürseniz,&lt;br /&gt;Deyin ki yıldız falını kendim getiririm:&lt;br /&gt;Öyle zamandayız ki su uyur düşman uyumaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşçül Kent,&lt;br /&gt;Kirli sisi altında bir kış sabahının,&lt;br /&gt;Bir kalabalık aktı Londra Köprüsünden, sürüyle,&lt;br /&gt;Ummazdım, ölüm çökertsin insanları sürüyle.&lt;br /&gt;Duyulan, kesik ve seyrek, iç çekişlerdi,&lt;br /&gt;Ve gözleri kendi adımlarındaydı her adamın.&lt;br /&gt;Aşıp tepeyi aktılar King William Caddesinden&lt;br /&gt;Saint Mary Woolnoth Kilisesine, kulede çan&lt;br /&gt;Ölü bir sesle tınlarken son vuruşunda dokuzun.&lt;br /&gt;Bir tanış görüp durdurdum haykırarak, "Stetson!&lt;br /&gt;"Sen ha! Gemilerdeki yoldaşım benim, Mylae'de!&lt;br /&gt;"Şu ceset, bıldır diktiydin ya bahçene,&lt;br /&gt;"Filiz verdi mi? Bu yıl durur mu çiçeğe?&lt;br /&gt;"Yoksa o beklenmedik don bozdu mu tarhını?&lt;br /&gt;"Öyleyse uzak tut köpeği, insanların dostudur,&lt;br /&gt;"Yoksa tırnaklarıyla kazıp çıkarır gene!&lt;br /&gt;"Sen! hypocrite lecteur! - mon semblable, - mon frère!" (6)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. BİR SATRANÇ PARTİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının koltuğu, yaldızlı bir taht gibi,&lt;br /&gt;Çil Çil yansıdı mermerde ve ayna&lt;br /&gt;- Destekleri salkımlı asmalarla bezenmiş&lt;br /&gt;Birisinden bir altın Küpidon baka kalmış,&lt;br /&gt;(Biri de gizlemiş gözlerini kanadıyla) -&lt;br /&gt;Çiftleyip alevlerini yedi kollu şamdanın&lt;br /&gt;Yansıttı ışığı masanın üzerine, tam da&lt;br /&gt;Yükselirken mücevherlerinin parıltısı&lt;br /&gt;Öbek öbek atlas döşeli kutulardan;&lt;br /&gt;Fildişi ve renkli camdan şişeciklere,&lt;br /&gt;Tapasız, sinmiş acayip, sentetik parfümleri,&lt;br /&gt;Macun, toz ya da sıvı - bunalttı, şaşırttı&lt;br /&gt;Ve boğdu duyuları kokularla; tedirgin olup&lt;br /&gt;Pencereden gelen esinle, kokular yükseldi&lt;br /&gt;Besleyerek upuzun alevlerini şamdanın&lt;br /&gt;Ve savurdu dumanları bölmeli tavana,&lt;br /&gt;Tedirgin edip desenlerini oymalı tavanın.&lt;br /&gt;Geniş kızılağaç kaplama, renkli taşlarla çevrili,&lt;br /&gt;Bakır kakmalı, bir yeşil, bir turuncu yanıyor&lt;br /&gt;Ve bu içli ışıltıda oyma bir yunus yüzüyordu.&lt;br /&gt;Antik şömine üstündeki tabloda anlatılan,&lt;br /&gt;Sanki bir pencereydi ormana açılan,&lt;br /&gt;Değişimiydi Philomel'in, o barbar kralın&lt;br /&gt;Onca zorladığı; ama bülbül kesilmiş orda,&lt;br /&gt;Sarmıştı tüm çölü kirletilemez bir sesle,&lt;br /&gt;Ve hala ağlıyordu ve dünya hala o yolda,&lt;br /&gt;"Cik cik!" kös dinlemiş kulaklara.&lt;br /&gt;Ve zamanın öbür solgun artıkları da&lt;br /&gt;Anlatılmıştı duvarlarda; ısrarla bakan biçimler&lt;br /&gt;Dört yönden sarkmış, eğilip susturuyordu odayı.&lt;br /&gt;Sürüklendi merdivende adımlar.&lt;br /&gt;Ocağın ışığında, fırçanın altında, saçları&lt;br /&gt;Alevli oklar gibi dağılmış&lt;br /&gt;Işıl ışıl konuşurken, artık zalimce susacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sinirlerim bozuk bu gece. Çok bozuk. Gitme kal.&lt;br /&gt;"Bir şeyler anlat. Neden konuşmazsın hiç. Konuş.&lt;br /&gt;"Ne düşünüyorsun? Ne düşüncesi bu? Ne?&lt;br /&gt;"Ne düşünürsün böyle bilmem ki hiç. Düşün bakalım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım biz dönekler geçidindeyiz,&lt;br /&gt;Ölü adamlar orda yitirmişti kemiklerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nedir bu gürültü?"&lt;br /&gt;Eşikten esen yel.&lt;br /&gt;"Peki ya bu gürültü? Zoru nedir bu yelin?"&lt;br /&gt;Hiçbişey gene hiçbişey.&lt;br /&gt;"Bilmez&lt;br /&gt;"misin hiçbişey? Görmez misin hiçbişey? Hatırlamaz mısın&lt;br /&gt;"Hiçbişey?"&lt;br /&gt;Hatırlarım&lt;br /&gt;Şu incilerdi adamın gözleri bir zamanlar.&lt;br /&gt;"Diri misin, değil misin? Hiçbişey yok mu kafanda?"&lt;br /&gt;Ama&lt;br /&gt;O O O O şu Şekispiyerimsi cümbüş-&lt;br /&gt;Hem ne incelik&lt;br /&gt;Ne yetkinlik&lt;br /&gt;"Ne yaparım şimdi ben? Ne yaparım ben?&lt;br /&gt;"Öyleyse hemen fırlayıp sürterim sokaklarda,&lt;br /&gt;"Saç baş darmadağın. Peki ne yaparız yarın?&lt;br /&gt;"Ve her günü Tanrının?"&lt;br /&gt;Sıcak su saat onda.&lt;br /&gt;Yağmur varsa, kapalı bir araba saat dörtte.&lt;br /&gt;Sonra bir el satranç oynayacağız,&lt;br /&gt;Kapaksız gözlerimiz kısılmış, kulağımız kapıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocası terhis edildiğinde Lil'e dedim ki -&lt;br /&gt;Esirgemedim sözümü, hem yüzüne söyledim,&lt;br /&gt;VAKİT TAMAM, BEYLER, KAPATIYORUZ&lt;br /&gt;Bak Albert dönüyor, çekidüzen ver kendine biraz.&lt;br /&gt;Bilmek ister n'aptın sana verdiği parayı,&lt;br /&gt;Dişlerini yaptırman için. Verdi, hem de yanımda.&lt;br /&gt;Gel çektir tümünü, Lil, güzel bir takım yaptır,&lt;br /&gt;İnan ki, demişti, yüzüne bakasım gelmiyor.&lt;br /&gt;Al benden de o kadar, dedim, Albert'ciği düşün bir,&lt;br /&gt;Dört yıldır askerdeydi, gününü gün etmek ister,&lt;br /&gt;Bunu sende bulamazsa, başkaları var, dedim.&lt;br /&gt;Ya, öyle mi dedi. Olabilir a, dedim.&lt;br /&gt;O zaman bir kapı bulurum, dedi, ama açık konuşsana.&lt;br /&gt;VAKİT TAMAM, BEYLER, KAPATIYORUZ&lt;br /&gt;O işten hoşlanmasan da dayanmalısın, dedim.&lt;br /&gt;Yok, yapamam, dersen, başkaları seçip kapar.&lt;br /&gt;Albert çekip giderse, bilir miydim? deme sakın.&lt;br /&gt;Utanmalısın, dedim, böyle yaşlı görünmekten.&lt;br /&gt;(Oysa ancak otuz birinde.)&lt;br /&gt;Elimden ne gelir, dedi, suratını asarak,&lt;br /&gt;Hep aldığım o haplar, düşürmek için, dedi.&lt;br /&gt;(Beş tane vardı, minik George'da az kalsın ölüyordu.)&lt;br /&gt;Ezzacı her şey düzelir, dedi, ama nerde eski halim.&lt;br /&gt;Sen eni konu aptalmışsın, dedim,&lt;br /&gt;Ya Albert rahat bırakmazsa, sil baştan, dedim.&lt;br /&gt;Çocuk istemiyordun da niye evlendin?&lt;br /&gt;VAKİT TAMAM, BEYLER, KAPATIYORUZ&lt;br /&gt;Neyse, Albert geldi o pazar, sofrada sıcak domuz budu,&lt;br /&gt;Yemeğe bırakmadılar beni, tatmalıymışım sıcacık -&lt;br /&gt;VAKİT TAMAM, BEYLER, KAPATIYORUZ&lt;br /&gt;VAKİT TAMAM, BEYLER, KAPATIYORUZ&lt;br /&gt;İğgeceler Bill. İğgeceler Lou. İğgeceler May. İğgeceler.&lt;br /&gt;Haydi eyvallah. İğgeceler. İğgeceler.&lt;br /&gt;İyi geceler leydiler, iyi geceler sevimli leydiler,&lt;br /&gt;iyi geceler, iyi geceler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;III. ATEŞ TÖRENİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irmağın tentesi çökmüş: damar parmaklarıyla&lt;br /&gt;Son yapraklar kavrayıp gömülür ıslak setlere. Yel&lt;br /&gt;Arşınlar kavruk ülkeyi duyulmadan. Su perileri gitmiş.&lt;br /&gt;Nazlı Thames, usulca ak, bitinceye kadar türküm.&lt;br /&gt;Üstünde ne boş şişeler, sandviç kağıtları,&lt;br /&gt;Ne ipek mendiller, karton kutular, izmaritler,&lt;br /&gt;Ne de başka izi yaz gecelerinin. Su perileri gitmiş.&lt;br /&gt;Ve dostları, kent kodamanlarının aylak mirasçıları,&lt;br /&gt;Gitmişler, adres filan bırakmadan.&lt;br /&gt;Leman gölünün kıyısında oturdum da ağladım.&lt;br /&gt;Nazlı Thames, usulca ak, bitinceye kadar türküm,&lt;br /&gt;Nazlı Thames, usulca ak, sessiz ve kısadır sözüm.&lt;br /&gt;Ama ansızın soğuk bir yel ve duyarım ardımda&lt;br /&gt;Kemik takırtıları ve kikirdemeler, kulaktan kulağa.&lt;br /&gt;Bir sıçan otların arasından usulca süzüldü&lt;br /&gt;Yapış yapış karnını toprağa sürterek,&lt;br /&gt;Avlanırken ben durgun sularında kanalın&lt;br /&gt;Havagazı fabrikasının ardında, bir kış akşamı,&lt;br /&gt;Aklımda kral kardeşimin uğradığı deniz kazası&lt;br /&gt;Ve kral babamın ölümü, ondan önce.&lt;br /&gt;Aşağıda ıslak toprakta çıplanmış ak gövdeler&lt;br /&gt;Ve basık ve kuru tavanarasındaki kemikleri&lt;br /&gt;Yıllardır takırdatan ayaklarıydı sıçanların.&lt;br /&gt;Ama ben ardımdan, zaman zaman, duyarım&lt;br /&gt;Korno-motor seslerini ki getirirler nasılsa&lt;br /&gt;Sweeney'i Mrs. Porter'a baharda.&lt;br /&gt;Ooo! Dolunay doğup üstüne parlasın&lt;br /&gt;Mrs. Porter'la kızının&lt;br /&gt;Onlar sodalı suda yıkar ayakların'&lt;br /&gt;Et O ces voix d'enfants, chantant dans la coupole! (7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cik cik cik&lt;br /&gt;Cık cık cık cık cık cık&lt;br /&gt;Onca zorlanmış&lt;br /&gt;Tereu (8)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşçül Kent&lt;br /&gt;Boz sisi altında bir kış öğlesinin&lt;br /&gt;Mr. Eugenides, İzmirli tüccar,&lt;br /&gt;Tıraşsız, bir cebi kuşüzümü dolu,&lt;br /&gt;CIF Londra: Belgeler para ödenince,&lt;br /&gt;Kaba bir Fransızcayla, ne dersin, dedi,&lt;br /&gt;Canon Street Otelinde öğle yemeğine,&lt;br /&gt;Sonra hafta sonu tatiline Metropole'de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erguvanımsı saatte ki bakışlar ve sırt&lt;br /&gt;Doğrulur masadan ve insan makinesi bekler&lt;br /&gt;Avara çalışan, bekleyen bir taksi gibi,&lt;br /&gt;Ben Tiresias, iki hayat arası bocalayan, kör,&lt;br /&gt;Pörsük dişi memeli yaşlı adam, nasıl sezmem,&lt;br /&gt;Erguvanımsı saatte, akşam saatinde ki çırpınır&lt;br /&gt;Yuvaya doğru, gemicileri yuvaya getirir denizden,&lt;br /&gt;Daktilo kız çay zamanı yuvada, sabah sofrasını tpolar,&lt;br /&gt;Sobasını yakar, düzenler hazır yiyecekleri masada.&lt;br /&gt;Pencerenin dışına korkusuzca astığı&lt;br /&gt;İç çamaşırları güneşin son ışınlarıyla yanar,&lt;br /&gt;Ve yığılmış üstüne divanın (geceleri yatağı)&lt;br /&gt;Çoraplar, terlikler, kombinezonlar, korseler.&lt;br /&gt;Ben Tiresias, pörsük hayvan memeli kocamışa yeter&lt;br /&gt;Yeter de artardı bu sahne, gerisine gelince -&lt;br /&gt;Yolu gözlenen konuğu bekledim ben de.&lt;br /&gt;Adam, iğrenç suratlı bir gençtir, gelir,&lt;br /&gt;Sıradan bir emlakçı katibi, küstah bakışlı,&lt;br /&gt;Aşağı kesimden biri ki kurumlu hali sırıtır&lt;br /&gt;Bir Bradford milyonerinin ipek şapkası gibi.&lt;br /&gt;Umduğu gibi, zaman en uygun zamandır,&lt;br /&gt;Yemek bitmiş, kadın oyalamaya çalışır,&lt;br /&gt;İstemese bile engel de olmaz kadın.&lt;br /&gt;Ateşlenmiş ve kararlı, adam hemen saldırır;&lt;br /&gt;Hiçbir engele rastlamaz yoklayan eller;&lt;br /&gt;Karşılık mı bekler adamdaki kör gurur,&lt;br /&gt;Kayıtsızlığı da hoş karşılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ve ben, Tiresias, önceden acısını çekmiş&lt;br /&gt;Aynı yatak-divanda oynanan oyunların,&lt;br /&gt;Ben ki Thebai surlarına sırtımı dayamış,&lt;br /&gt;Yürümüşüm safında en aşağılık ölülerin.)&lt;br /&gt;Adam son bir öpücüğe daha kıyar,&lt;br /&gt;El yordamıyla iner ışıksız merdiveni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın döner, bir an pencerede görünür,&lt;br /&gt;Sanki habersizdir aşığının gittiğinden,&lt;br /&gt;Kafasından puslu bir düşünce geçer:&lt;br /&gt;"Neyse bu da bitti, iyi ki bitti hem."&lt;br /&gt;Bir gün gelir düşer de yosma kadın&lt;br /&gt;Yalnızken gene dolanırsa odasında,&lt;br /&gt;Eli saçlarına gider kendiliğinden&lt;br /&gt;Ve bir plak koyar gramafona.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sulardaydım, bu ezgi çalındı kulağıma"&lt;br /&gt;Ve Strand boyunca, Queen Victoria Caddesine dek.&lt;br /&gt;Kent, ey Kent! arasıra duyarım&lt;br /&gt;Lower Thames Caddesinde bir meyhaneden&lt;br /&gt;Bir mandolinin hoşa giden dertlenişini&lt;br /&gt;Ve öğle yemeğindeki gürültüsüyle sohbetini&lt;br /&gt;Balıkçıların ki orda yaşar duvarlarında&lt;br /&gt;Magnus Martyr Kilisesinin,&lt;br /&gt;Büyülü görkemi İyon beyazıyla altın renginin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irmağın terlediği&lt;br /&gt;Yağ ve katran,&lt;br /&gt;Mavnalar sürüklenir&lt;br /&gt;Alçalan sularda,&lt;br /&gt;Al yelkenler&lt;br /&gt;Dopdolu&lt;br /&gt;Yelle, yelpirder koca serende.&lt;br /&gt;Mavnalar yıkar&lt;br /&gt;Sürüklenen paraketeleri&lt;br /&gt;Varırlar Aşağı Greenwich'e&lt;br /&gt;Köpekler Adasından ileri.&lt;br /&gt;Weialala leia&lt;br /&gt;Wallala leialala&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elizabeth'le Leicester&lt;br /&gt;Çekilen kürekler,&lt;br /&gt;Teknenin kıçı&lt;br /&gt;Yaldızlı deniz kabuğu&lt;br /&gt;Al ve altın,&lt;br /&gt;Sert soluğanlar&lt;br /&gt;Yıkadı kıyıları,&lt;br /&gt;Güneybatı yeli&lt;br /&gt;Çan seslerini&lt;br /&gt;Ak kulelerin&lt;br /&gt;Weialala leia&lt;br /&gt;Wallala leialala&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tramvaylar tozlu ağaçlar.&lt;br /&gt;Highbury'denim. Richmond'la Kew idi&lt;br /&gt;Beni mahveden. Bir kanodaydı, dapdar,&lt;br /&gt;Richmond'un yanında kaldırdım dizlerimi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Moorgate'in gediklisiyim ve gönlüm&lt;br /&gt;kırık dökük. Her şey olup bitince&lt;br /&gt;Ağladı adam ve sözerdi 'yeni bir yarın'.&lt;br /&gt;Ses etmedim. Nemeydi benim gücenme."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Margate kumsalındayım.&lt;br /&gt;Bağlayamam ki&lt;br /&gt;Hiçbir şeyi hiçbir şeyle.&lt;br /&gt;Ucu kırık turnakları kirli ellerin.&lt;br /&gt;Benim halkım gönülsüz halk, ummaz ki&lt;br /&gt;Hiçbir şey."&lt;br /&gt;la la&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra vardım Kartaca'ya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanıyor yanıyor yanıyor yanıyor&lt;br /&gt;Ey Tanrım Sen kurtar beni&lt;br /&gt;Ey Tanrım Sen kurtar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IV. SUDA ÖLÜM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenikeli Phlebas, öleli iki hafta olmadan&lt;br /&gt;Unuttu martı çığlıklarını, soluğanları&lt;br /&gt;ve kâr ile zararı.&lt;br /&gt;Bir akıntı, deniz altında,&lt;br /&gt;Sıyırdı kemiklerini fısıltılarla. Yüksele alçala&lt;br /&gt;Yeniden yaşadı evrelerini yaşlılığıyla gençliğinin&lt;br /&gt;Kapılırken burgaçlara.&lt;br /&gt;Yahudi ol, olma&lt;br /&gt;Sen, ey çarkı çevirirken yelden yöne bakan!&lt;br /&gt;Düşün Phlebas'ı, o da yakışıklı ve boyluydu eskiden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;V. GÖK GÜRÜLTÜSÜNÜN DEDİKLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vurunca meşale kızıllığı terli yüzlere&lt;br /&gt;İnince dondurucu sessizlik bahçelere&lt;br /&gt;Başlayınca can çekişme taşlık ülkede&lt;br /&gt;Bağıranlar ve ağlayanlar&lt;br /&gt;Mapusane ve saraylar ve yankıması&lt;br /&gt;Gök gürlemesinin, bharda, uzak dağlarda&lt;br /&gt;O adam ki yaşıyordu, şimdi ölüdür&lt;br /&gt;Bizler ki yaşıyorduk, şimdi ölüyoruz&lt;br /&gt;Sabrımız tükenmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada su yok yalnız kaya var&lt;br /&gt;Kaya ve susuzluk ve kumlu yol&lt;br /&gt;Yol döne döne tırmanıyor dağlara&lt;br /&gt;Dağlar ki sırf kaya, su yüzü görmemiş&lt;br /&gt;Su olsaydı durup içerdik birer birer&lt;br /&gt;Kayalar arasında kim durur, kim düşünür&lt;br /&gt;Ter kupkuru, ayaklarsa kuma gömülü&lt;br /&gt;Hiç olmazsa su olsaydı arasında kayaların&lt;br /&gt;Ki ölü dağın çürük dişli ağzıdır, tüküremez&lt;br /&gt;Kişi burda dikilemez, oturamaz, yatamaz&lt;br /&gt;Üstelik sessizlik de yok bu dağlarda&lt;br /&gt;Ama kuru kısır gök gürlemesi var, yağmursuz,&lt;br /&gt;Üstelik çile yerleri de yok bu dağlarda&lt;br /&gt;Ama asık mor suratlar sırıtır ve hırlar&lt;br /&gt;Çatlak duvarlı evlerin kapılarından&lt;br /&gt;Su olsaydı&lt;br /&gt;Kaya olmasaydı&lt;br /&gt;Kaya olsaydı ama&lt;br /&gt;Su da olsaydı&lt;br /&gt;Ve su&lt;br /&gt;Bir pınar&lt;br /&gt;Bir gölcük kayalar arasında&lt;br /&gt;Hiç olmazsa su sesi olsaydı&lt;br /&gt;Değil ağustosböceği&lt;br /&gt;Ve türküyen kuru otlar&lt;br /&gt;Ama bir su sesi kayalardan&lt;br /&gt;Şakırken yalnızgezer ardıç kuşu orada çamlarda&lt;br /&gt;Şıp şıp şip şıp şıp şıp&lt;br /&gt;Ama ne gezer su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimdi o üçüncü, hep yanında yürüyen?&lt;br /&gt;Sayınca bir sen varsın, bir de ben&lt;br /&gt;Ama ne zaman uzayıp giden ak yola baksam&lt;br /&gt;Birisi daha var daima yanında yürüyen&lt;br /&gt;Akıyor sanki boz harmanisiyle, kukuletalı,&lt;br /&gt;Bilemem artık erkek mi, kadın mı&lt;br /&gt;- Ama kimdir öbür yanında yürüyen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yücelerden gelen şu ses de nedir&lt;br /&gt;Anaların yaktığı ağıdın mırıltısı,&lt;br /&gt;Nedir şu kukuletalı insan yığını, kaynaşır&lt;br /&gt;Sonsuz ovalarda, tökezler çatlak toprakta,&lt;br /&gt;Ki kuşatılmış dümdüz bir ufukla yalnız,&lt;br /&gt;Hangi kenttir şu dağların üstündeki&lt;br /&gt;Çatırdı ve sessizlik ve patlamalar erguvan gökte&lt;br /&gt;Yıkılan kuleler&lt;br /&gt;Kudüs Atina İskenderiye&lt;br /&gt;Viyana Londra&lt;br /&gt;Düşçül&lt;br /&gt;Bir kadın uzun kara saçlarını gerdi eliyle&lt;br /&gt;Ve zırıldattı tellerinde bir ezgiyi&lt;br /&gt;Ve bebek yüzlü yarasalar erguvan ışık içre&lt;br /&gt;Islık çaldılar ve kanatlarını çırptılar&lt;br /&gt;Ve kara bir duvardan aşağı sarktılar başaşağı&lt;br /&gt;Ve havada tepetaklaktı kuleler&lt;br /&gt;Çalarak hatırlatan çanları ki saatleri vurur&lt;br /&gt;Ve boş sarnıçlarla kör kuyulardan yükselen türküler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağlar arasındaki bu kokmuş çukurda&lt;br /&gt;Solgun ayışığında, otlar türkü yakıyor&lt;br /&gt;Çökmüş mezarlar üzre, kilise avlusunda&lt;br /&gt;Bomboş bir kilise, yelin cirit attığı,&lt;br /&gt;Cam çerçeve yok, kapı gıcırdar durur,&lt;br /&gt;Kuru kemikler incitmez ki kimseyi.&lt;br /&gt;Sırf bir horoz kurulmuş çatı direğine&lt;br /&gt;Ku ku riku ku ku riku&lt;br /&gt;Bir şimşeğin yalazında. Sonra çileyen bir bora&lt;br /&gt;Yağmur getiren.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ganj cılızlaşmıştı ve bitkin yapraklar&lt;br /&gt;Yağmur bekliyordu, kara kara bulutlar&lt;br /&gt;Yığılırken çok uzaklarda, Himalayalarda.&lt;br /&gt;Cengel sinmiş, kamburlaşmıştı sessizce.&lt;br /&gt;Derken konuştu gök gürültüsü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Datta: Verdiğimiz nedir?&lt;br /&gt;Dostum, tutkuyla titremekte yüreğim,&lt;br /&gt;Bir anlık kapılışın korkunç ataklığı,&lt;br /&gt;Ki bir sakınganlık çağı da onaramaz bunu,&lt;br /&gt;Bununla ama sırf bu tutkuyla varolduk&lt;br /&gt;Ve bu, ne ölüm ilanlarımızda izlenebilir&lt;br /&gt;Ne iyiliksever örümceğin sardığı anılarda&lt;br /&gt;Ne de mühür altında, sıska dava vekili kırar&lt;br /&gt;Bomboş odalarımızda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayadhvam: Duydum anahtarlar&lt;br /&gt;Bir kez döner kapıda, ve yalnız bir kez döner&lt;br /&gt;Düşünürüz anahtarı, herkes kendi zindanında&lt;br /&gt;Düşünmekte anahtarı, bir zindanı onar herkes&lt;br /&gt;Ancak akşam saatinde, göksel söylentiler&lt;br /&gt;Bir an için umutsuz bir Coriolanus yaratır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damyata: Tekne yanıtladı&lt;br /&gt;Neşeyle, yelken ve kürekte usta ellere&lt;br /&gt;Deniz durgundu, yüreğin yanıtlayacaktı&lt;br /&gt;Neşeyle, çağrılsaydı bir, usulca atarak&lt;br /&gt;Altında yoklayan ellerin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturmuş kıyıda&lt;br /&gt;Avlanıyordum, ardımda çorak düzlükler,&lt;br /&gt;Topraklarımı işleyebilecek miyim hiç olmazsa?&lt;br /&gt;Londra Köprüsü yıkılıyor yıkılıyor yıkılıyor&lt;br /&gt;Pi s'ascose nel foco che gli affina (9)&lt;br /&gt;Quando fiam uti chelidon - Ey kırlangıç kırlangıç (10)&lt;br /&gt;Le Prince d'Aquitaine à la tour abolie (11)&lt;br /&gt;Bu parçalarla yıkıntılarımı payandaladım&lt;br /&gt;Ya, siza uyarım öyleyse. Hieronymo delirdi gene.&lt;br /&gt;Datta. Dayadhvam. Damyata. (12)&lt;br /&gt;Shantih shantih shantih (13)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;T.S. Eliot,&lt;br /&gt;Çeviren: "Eliot" Suphi Aytimur,&lt;br /&gt;"T.S. Eliot / Çorak Ülke, Dört Kuartet ve başka şiirler", Adam Yayınları&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-115290002590294187?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/115290002590294187/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=115290002590294187' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115290002590294187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115290002590294187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/07/orak-lkethomas-stearns-eliot.html' title='&lt;strong&gt;ÇORAK ÜLKE/THOMAS STEARNS ELIOT&lt;/strong&gt;'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-115271279128944834</id><published>2006-07-12T06:55:00.000-07:00</published><updated>2006-07-12T06:59:51.300-07:00</updated><title type='text'>KÖTÜLEŞEN DURUM / JOHN ASHBER</title><content type='html'>Yağmur fırtınası gibi,dedi,renk şeritleri &lt;br /&gt;Yıkayıp geçiyorlar beni,yararsız.Yada bir&lt;br /&gt;Ziyafette ama üstünden  dumanlar tüten yemekler arasından &lt;br /&gt;Seçim yapamadığı için yemeyen biri gibi.Bu kesik el &lt;br /&gt;Yaşamı temsil ediyor,ve dolaşıyor gönlünce,&lt;br /&gt;Doğu yada batı,kuzey yada güney,hep &lt;br /&gt;Bir  yabancı o yanımsıra yürüyen.Ey mevsimler , &lt;br /&gt;Kulübeler,dağ evleri,koyu renk şapkalı şarlatanlar&lt;br /&gt;Kırlarda bir eğlence merkezinin eteklerinde,&lt;br /&gt;Silip bir daha ağzınıza almadığınız ad benim,benim!&lt;br /&gt;Bir gün hesabını soracağım size nasıl tüketildiğimin &lt;br /&gt;Sizin yüzünüzden,ama şimdilik yolculuk&lt;br /&gt;Devam ediyor.Galiba,herkes de bu yolculukta.&lt;br /&gt;Zaten başka ne var  ki? &lt;br /&gt;Her yıl tekrarlanan oyunlar mı? Doğru,beyaz &lt;br /&gt;Üniformalar ve ötekilerden saklı tutulan özel bir dile&lt;br /&gt;Uygun durumlar var.Misket limonları &lt;br /&gt;Usulünce dilimlenmiş.Tüm bunları biliyorum &lt;br /&gt;Ama etkilemiyor gibi davranıyorum,&lt;br /&gt;Her gün,bütün gün.Düşüncelerimi dağıtmayı denedim,&lt;br /&gt;Geç vakitlere kadar okumayı,tren yolculuklarını &lt;br /&gt;Ve romantik aşkı.      &lt;br /&gt;                         Bir gün bir adam aradı ben dışarıdayken&lt;br /&gt;Ve şu mesajı bıraktı:”Her şeyi yanlış yaptın&lt;br /&gt;Başından sonuna kadar.Allahtan,durumu düzeltmek için&lt;br /&gt;Hâlâ vakit var,ama hızlı hareket etmelisin.&lt;br /&gt;İlk fırsatta beni gör.Ve lütfen&lt;br /&gt;Kimseye bundan söz etme.Daha da önemlisi hayatın buna &lt;br /&gt;                 Bağlı.”&lt;br /&gt;O zaman pek önemsenmedim onu.Son günlerde&lt;br /&gt;Eski moda ekose şallara bakıyorum,&lt;br /&gt;Kolalanmış beyaz yakalara dokunup onları tekrar,gerçekten &lt;br /&gt;Beyaz yapmanın bir yolu var mıdır merak ediyorum.Karım&lt;br /&gt;Beni Oslo’da sanıyor  -Oslo’da Fransa’da,yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeviren:Nazmi AĞIL&lt;br /&gt;YKY-İSTANBUL-1998&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-115271279128944834?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/115271279128944834/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=115271279128944834' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115271279128944834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115271279128944834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/07/ktleen-durum-john-ashber.html' title='&lt;strong&gt;KÖTÜLEŞEN DURUM / JOHN ASHBER&lt;/strong&gt;'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-115271209627375390</id><published>2006-07-12T06:47:00.000-07:00</published><updated>2006-07-12T06:48:16.283-07:00</updated><title type='text'>SARHOŞ AKŞAM / INGEBORG BACHMAN</title><content type='html'>&lt;strong&gt;SARHOŞ AKŞAM / INGEBORG BACHMAN &lt;/strong&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarhoş akşam,sırtında mavi ışıklarıyla, &lt;br /&gt;yalpalıyor pencerede,istediği şarkı söylemek.&lt;br /&gt;Camlar sımsıkı sarılmışlar birbirlerine korkudan, &lt;br /&gt;akşamın  eteklerine dolanmış yansımalarıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ise evler boyunca sendelemekte,ortalığı karartarak, &lt;br /&gt;bir çocuğa rastlıyor,önünden çığlıklarla kaçan &lt;br /&gt;ve soluk soluğa koşuyor herkesin ardından,kulaklara &lt;br /&gt;en korkunç şeyleri fısıldayarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık duvar boyunca uzanan ıslak avluda &lt;br /&gt;farelerle cirit atıyor şimdi ve bir kadın,sırtında &lt;br /&gt;eskimiş,kurşuni renkteki elbisesi,kaçıyor &lt;br /&gt;akşamdan,daha kuytularda saklanmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sicim gibi bir su akmakta çeşmeden daha,&lt;br /&gt;damlalar birbirini yakalamanın peşinde &lt;br /&gt;ve akşam,ansızın içiyor paslı yalaklardan,&lt;br /&gt;yardım ederek karanlık sokakların yıkanmasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarhoş akşam,sırında mavi ışıklarıyla,&lt;br /&gt;bir şarkı tutturuyor pencerede yalpalayarak.&lt;br /&gt;Kırılıyor camlar.Akşam,yüzünde kanlı çiziklerle &lt;br /&gt;giriyor;istediği,benim karanlığımla boğuşmak.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇEVİREN:AHMET CEMAL&lt;br /&gt;YKY-İSTANBUL-2004&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-115271209627375390?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/115271209627375390/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=115271209627375390' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115271209627375390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115271209627375390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/07/sarho-akam-ingeborg-bachman.html' title='&lt;strong&gt;SARHOŞ AKŞAM / INGEBORG BACHMAN&lt;/strong&gt;'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-115204735520285890</id><published>2006-07-04T13:47:00.000-07:00</published><updated>2006-07-04T14:09:15.416-07:00</updated><title type='text'>LOUİS ARAGON / MUTLU AŞK YOKTUR</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman &lt;br /&gt;Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini &lt;br /&gt;Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi &lt;br /&gt;Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi &lt;br /&gt;Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an &lt;br /&gt;Mutlu aşk yoktur &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silahı alınmış erlere benzer insanın ömrü &lt;br /&gt;Şimdi giysileri de yazgıları da başka &lt;br /&gt;Sabahları erkenden uyansalar da &lt;br /&gt;Akşam olunca yine aylak ve çaresizdirler &lt;br /&gt;'Hayat bu' de geç gülüm gözyaşını harcama; &lt;br /&gt;Mutlu aşk yoktur &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel aşkım, sevgilim, kanayan yaram benim &lt;br /&gt;İçimdesin, kanadı kırık bir kuş gibi sen &lt;br /&gt;Bir gün, dalgın gözlerle kimiz, neyiz bilmeden bakan &lt;br /&gt;Şu insanların, düşmeyecek dilinden &lt;br /&gt;İri gözlerin için can veren sözcüklerim; &lt;br /&gt;Mutlu aşk yoktur &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok geç artık yeniden öğrenmek için yaşamayı &lt;br /&gt;Tek ses olmuş ağlıyor yüreğimiz gecede &lt;br /&gt;En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek &lt;br /&gt;Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek &lt;br /&gt;Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine &lt;br /&gt;Mutlu aşk yoktur &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tek aşk yoktur acıya yönelmesin&lt;br /&gt;Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara &lt;br /&gt;Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda &lt;br /&gt;Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin &lt;br /&gt;Mutlu aşk yoktur dünyada &lt;br /&gt;Ama şu aşk ikimizin öyle olsa da&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-115204735520285890?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/115204735520285890/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=115204735520285890' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115204735520285890'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115204735520285890'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/07/louis-aragon-mutlu-ak-yoktur.html' title='LOUİS ARAGON / MUTLU AŞK YOKTUR'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-115107353213215394</id><published>2006-06-23T07:37:00.000-07:00</published><updated>2006-06-23T07:38:52.133-07:00</updated><title type='text'>GUİLLAUME APOLLiNAiRE / MiRABEAU KöPRüSü</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Mirabeau Köprüsü'nün altından Seine akar&lt;br /&gt;Ve bizim aşklarımız&lt;br /&gt;Hatırlamama ne gerek var&lt;br /&gt;Hüznün yolu daima bir sevince çıkar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çal ey saat gel ey gece&lt;br /&gt;Günler gelip geçiyor bense olduğum yerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elin elimde yüz yüze kalalım her an&lt;br /&gt;Geçtikçe kolumuzun kurduğu bu köprü altından&lt;br /&gt;Bezgin düşmüş sular o sonsuz bakışlardan&lt;br /&gt;Çal ey saat gel ey gece&lt;br /&gt;Günler gelip geçiyor bense olduğum yerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşklar da gelir geçer bu akan su gibi&lt;br /&gt;Aşklar da gelir geçer hayatın ağır oluşu gibi&lt;br /&gt;Ve umudun bunca güçlü kalışı gibi&lt;br /&gt;Çal ey saat gel ey gece&lt;br /&gt;Günler gelip geçiyor bense olduğum yerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçer günler geçer günler ve haftalar&lt;br /&gt;Ama ne geçmiş zaman&lt;br /&gt;Ne de aşkların döneceği var&lt;br /&gt;Mirabeau Köprüsü'nün altından Seine akar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çal ey saat gel ey gece&lt;br /&gt;Günler gelip geçiyor bense olduğum yerde &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-115107353213215394?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/115107353213215394/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=115107353213215394' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115107353213215394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115107353213215394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/06/guillaume-apollinaire-mirabeau-kprs.html' title='GUİLLAUME APOLLiNAiRE / MiRABEAU KöPRüSü'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-115107341595295735</id><published>2006-06-23T07:35:00.000-07:00</published><updated>2006-06-23T07:36:55.966-07:00</updated><title type='text'>GUİLLAUME APOLLİNAİRE / KALBİM TERS BİR ALEVE BENZER</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Nihayet sen de bıkmış olursun bu eski dünyadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk korkusu tedirgin ediyor seni&lt;br /&gt;Bir daha sevilmeyecekmişsin gibi&lt;br /&gt;Eski zamanlarda yaşasaydın bir manastıra kapatırdın kendini&lt;br /&gt;Oysa utanıyorsun şimdi Tanrıya dua etmeye bile&lt;br /&gt;Gülüşün cehennem ateşidir çatırdayan&lt;br /&gt;Yaşamın dibini parlatıyor kıvılcımları gülüşünün&lt;br /&gt;Bugün bu kentte yürüyorsun&lt;br /&gt;Adamlar ve kadınlar kan içinde&lt;br /&gt;Bir ağrı yüreklerinde, yüreklerin yerine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olan olmuştu ve hatırlandıkça sona erişi bu güzelliğin&lt;br /&gt;Acı tekrarlanacaktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kopkoyu umutların alevleriyle çevrili Meryem sana baktı&lt;br /&gt;Utanç verici bir hastalıktır artık aşk acı çektiren&lt;br /&gt;Ölecek kadar hüzünlü yaşamayı gerektirecek kadar umut dolu&lt;br /&gt;Yaşadın çılgın gibi ve boşa geçti zaman ve sana kalan bu kalın ağrı&lt;br /&gt;Sert bir alkol gibi yaşamını içtin sen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elveda yüreğim&lt;br /&gt;Elveda&lt;br /&gt;Boynu vurulmuş güneş&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-115107341595295735?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/115107341595295735/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=115107341595295735' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115107341595295735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115107341595295735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/06/guillaume-apollinaire-kalbim-ters-bir.html' title='GUİLLAUME APOLLİNAİRE / KALBİM TERS BİR ALEVE BENZER'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-115057708720363827</id><published>2006-06-17T13:37:00.000-07:00</published><updated>2006-06-17T14:44:06.756-07:00</updated><title type='text'>İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına / Furuğ Ferruhzad</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4108/2044/1600/feruhzad.2.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 187px" height="125" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4108/2044/320/feruhzad.0.jpg" width="205" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;strong&gt;20.YY. Fars şiirinin en önemli şairidir Furuğ Ferruhzad. Tahran'da bir albayın ve yarı asil bir annenin kızı olarak 5 Ocak 1935 de doğdu. On altı yaşında İran’ın ünlü simalarından Pevez Şapur ile evlendi. Oğlu Kamiyar,1953’te doğdu. 1954 de eşinden boşanmasının ardından bir daha oğlunu göremedi.Şiirin yanı sıra sinema ve tiyatro ile de ilgilendi. Çeşitli gazetelerde editörlük yaptı.On altı yaşında iken yayınladığı Esir adlı ilk şiir kitabının ardından 1956 da Duvar isimli ikinci şiir kitabını yayınladı.Yirmi iki yaşında yazar ve yönetmen İbrahim Gülüstan’la tanıştı ve sinemaya başladı. Sinemada oyunculuk, senaristlik, kameramanlık,yönetmen yardımcılığı, dublaj, montaj ve yaratıcı film editörlüğü yaptı. 1962 yılında yaptığı bir belgesel filmi o yıl İtalya’da Belgesel Filimler Festivalinde birinciliği elde etti. 1963 yılında yaptığı “Kara Ev” filmi, Almanya'da düzenlenen Ober Havzen Film Festivalinde en iyi film ödülünü aldı. Bu filmin çekimleri için gittiği Tebriz Cüzamlılar Evi’nde tanıdığı küçük Hüseyin’i evlat edindi. 1962 yılında Unesco Ferruhzad hakkında bir belgesel film yayınladı. Aynı yıl Beernardo Bertolicci de İran’a gelerek Ferruhzad’la ilgili bir belgesel yaptı. 1964 yılında şiirinde dönüm noktası sayılan “Yeniden Doğuş” isimli kitabınu yayınladı Henüz 33 yaşında iken bir trafik kazasında hayata veda etti. Ölümü ile yarım kalan “İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına” isimli şiir kitabı 1974’te yayınlandı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;strong&gt;İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına'dan&lt;br /&gt;Kısmi Alıntı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece Ses Kalıcıdır&lt;br /&gt;Ne için durmalıyım ? Ne için ?&lt;br /&gt;Kuşlar çoğul maviliği aramaya gitmişler&lt;br /&gt;Ufuk dikeydir,&lt;br /&gt;Ufuk dikeydir ve hareket fıskiye gibi&lt;br /&gt;Görünümde ışıklı yıldızlar oynuyor&lt;br /&gt;yeryüzü, yükseklikte kendini tekrarlıyor&lt;br /&gt;Ve gökyüzü kuyuları ilişki bağlantılarına dönüşüyor&lt;br /&gt;Ve gündüz öyle geniştir ki&lt;br /&gt;gazetenin küçük beynine sığmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne için durmalıyım?&lt;br /&gt;Yol hayatin kılcal damarları arasından geçiyor.&lt;br /&gt;Çevrenin niteliği tüm kokuşmuş hücreleri öldürecek,&lt;br /&gt;Ve şafağın kimyasal atmosferinde&lt;br /&gt;Sadece ses kalacak,&lt;br /&gt;Zaman zerreciklerine bağlanan ses.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne için durmalıyım?&lt;br /&gt;bataklık; kokuşmuş böceklerin çoğaldığı yerden&lt;br /&gt;başka ne olabilir?&lt;br /&gt;Morgun benliği ölülerin şişmiş cesetlerinden ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ateş böceği...AH&lt;br /&gt;Ateş böceğinin konuştuğu an&lt;br /&gt;Karanlıktaki alçak adam koflanan&lt;br /&gt;erkekliğini gizliyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne için durmalıyım?&lt;br /&gt;Kurşunlu harflerin işbirliği boşunadır&lt;br /&gt;ve kurşunlu harflerin işbirliği&lt;br /&gt;bu değersiz düşünceyi kurtarmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ağaçların soyundanım&lt;br /&gt;Ve bu "bayat" havayı solumak kederlendiriyor beni,&lt;br /&gt;Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana&lt;br /&gt;Tüm güçlerin sonu güneşin gerçeği&lt;br /&gt;ve ışığın bilinciyle birleşmekten ibarettir,&lt;br /&gt;birleşmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yel değirmenlerinin çürümesi doğaldır,&lt;br /&gt;ne için durmalıyım?&lt;br /&gt;Ben yeşil buğday salkımlarını&lt;br /&gt;göğsüme alarak, sütle besliyorum,&lt;br /&gt;Ses,ses, sadece ses,&lt;br /&gt;su akışının sesi&lt;br /&gt;ve dişi toprak kabuğu üzerine&lt;br /&gt;yıldız ışığının düşüş sesi ve aşkın yayılma sesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses, ses, sadece ses kalıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cücelerin ülkesinde&lt;br /&gt;Sıfır üzerine dolaşıyor ölçü mihenkleri&lt;br /&gt;Ne için durmalıyım?&lt;br /&gt;Ben dört unsura itaat ediyorum&lt;br /&gt;Ve yüreğimin yasalarını&lt;br /&gt;körlerin yerel hükümeti düzenlemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böceğin etle sarılı boşlukta, yararsız dolaşımı ve&lt;br /&gt;vahşice ulumalar&lt;br /&gt;beni ilgilendirmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni çiçeklerin kanlı soyu yaşamaya sorumlu kılmış&lt;br /&gt;biliyor musun ? Çiçeklerin kanlı soyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeviren: Cavit Mukaddes &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-115057708720363827?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/115057708720363827/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=115057708720363827' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115057708720363827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115057708720363827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/06/inanalm-souk-mevsimin-balangcna-furu.html' title='İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına / Furuğ Ferruhzad'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-115049178200190269</id><published>2006-06-16T13:48:00.000-07:00</published><updated>2006-06-16T14:03:02.013-07:00</updated><title type='text'>Pentti Saarikoski (1937-1982)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6104/2733/1600/saarikoski.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 158px; CURSOR: hand; HEIGHT: 211px" height="253" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6104/2733/320/saarikoski.jpg" width="207" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;Pentti Saarikoski (1937-1982) modern fin şiirinin en yetkin şairlerinden biridir. Orjinal, yaratıcı ve verimli gücü sayesinde kısa süren hayatına rağmen Finladiya'da çok yaygın bir üne kavuştu. Belli başlı yabancı dillere çevrilen Saarikoski Finlandiya'nın en büyük yazın ödülünün de sahibidir. Baş yapıtı kabul edilen - Karanlığın Dansları Türkçe'ye Düzlem Yayınlarından çevrilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Gerçekten Ne Oluyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni seviyorum&lt;br /&gt;yabancı bir ülkeyi sever gibi&lt;br /&gt;kayalıkları ve köprüyü sever gibi&lt;br /&gt;ıssız bir akşam gibi kitapların kokusu sinmiş&lt;br /&gt;bu dünyada sana yürüyorum&lt;br /&gt;gökkubbenin altında&lt;br /&gt;arasında iki ışığın&lt;br /&gt;düşüncem, seni giyinmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu macera savaştan iki yıl önce başladı&lt;br /&gt;bir köyde savaştan sonra sovyetlere ait olan&lt;br /&gt;savaştan hatırladığım sadece yangın, muhteşemdi&lt;br /&gt;artık öylesi görülmüyor&lt;br /&gt;itfaiyenin sesine, pencereye koşardım&lt;br /&gt;çocukluğum boyunca hep yoldaydım&lt;br /&gt;kominist oldum&lt;br /&gt;mezarlığa gittim ve melekleri öğrendim&lt;br /&gt;artık öylesi görülmüyor&lt;br /&gt;sella in curuli strumana Nonius sedet&lt;br /&gt;İskenderiye'de kitapları yaktım&lt;br /&gt;bir taş ile çiçek rolü oynadım ve kilise inşa ettim&lt;br /&gt;kendi kendime şirler yazdım sandalyede&lt;br /&gt;sallandı aşağı yukarı&lt;br /&gt;arkası yüksek olan bugünlerde öylesi bulunmuyor&lt;br /&gt;yüksek bir şiirdir benim para bekleyişim&lt;br /&gt;ne biçim hata, yanlış yol ve doğru yol değil&lt;br /&gt;artı eksi 2'dir&lt;br /&gt;geleceği yaşıyorum&lt;br /&gt;okuyorum yarının gazetelerini&lt;br /&gt;Kruşçev'i destekliyorum baykuşu&lt;br /&gt;odadan odaya taşıyorum&lt;br /&gt;ona uygun bir yer arıyorum, bu macera başladı... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-115049178200190269?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/115049178200190269/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=115049178200190269' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115049178200190269'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/115049178200190269'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/06/pentti-saarikoski-1937-1982.html' title='Pentti Saarikoski (1937-1982)'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-114842403161580060</id><published>2006-05-23T15:39:00.000-07:00</published><updated>2006-05-23T15:40:31.623-07:00</updated><title type='text'>Rainer Maria Rilke</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Ağır Saat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim ağlarsa şimdi dünyada bir yerde,&lt;br /&gt;nedensiz ağlarsa dünyada,&lt;br /&gt;bana ağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim gülerse şimdi bir yerde geceleyin,&lt;br /&gt;nedensiz gülerse geceleyin,&lt;br /&gt;bana güler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim giderse şimdi dünyada bir yere,&lt;br /&gt;nedensiz giderse dünyada,&lt;br /&gt;bana gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim ölürse şimdi dünyada bir yerde,&lt;br /&gt;nedensiz ölürse dünyada,&lt;br /&gt;bana bakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rainer Maria Rilke&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-114842403161580060?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/114842403161580060/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=114842403161580060' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114842403161580060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114842403161580060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/05/rainer-maria-rilke.html' title='Rainer Maria Rilke'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-114840635241185289</id><published>2006-05-23T10:45:00.000-07:00</published><updated>2006-05-23T10:45:52.416-07:00</updated><title type='text'>Yurdavarış, Hısımlara / . Hölderlin</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Yurdavarış, Hısımlara / . Hölderlin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada Alplerin içinde aydınlık gecedir daha, ve bulut,&lt;br /&gt;Neşeliyi şiirleyerek örter orada esneyen koyağı.&lt;br /&gt;Oraya buraya toslar, yuvarlanarak şakacı dağ havası,&lt;br /&gt;Çamların arasından dikine pırıldar aşağıya ve yiter bir ışın.&lt;br /&gt;Yavaşça ivedilenir ve dilegelir neşeden titreyen Kaos,&lt;br /&gt;Biçiminde genç ama güçlü, kutlar sevgi çatışmasını&lt;br /&gt;Kayaların altında, çalkalanır ve duraksar bengi sınırlar içre,&lt;br /&gt;Çünkü daha Bakkhusca doğar orada gün.&lt;br /&gt;Çünkü sonsuzca gelişir orada yıl ve kutsal&lt;br /&gt;Saatler, günler, daha yüreklice düzenlenmişlerdir, birleşmişler.&lt;br /&gt;Yine de, farkındadır zamanın şimşek kuşu ve dağların&lt;br /&gt;Arasında, yükseklerde süzülerek çağırır günü.&lt;br /&gt;Şimdi uyanır köy de, bakar oradan derinliklerin içine,&lt;br /&gt;Korkusuz, yüksekliğe alışık, dorukların altından yukarılara.&lt;br /&gt;Gelişmeyi sezerek, çünkü şimdiden yıldırımlar gibi düşerler eski&lt;br /&gt;Su kaynakları, yıkılanın altındaki toprak nemlenir,&lt;br /&gt;Ekho seslenir çepeçevre ve ölçülmez atelye&lt;br /&gt;İşler durur gün ve gece boyu, bağışlar göndererek, yoksula.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dingin pırıldar gene de gümüşsü yükseklikler,&lt;br /&gt;Güllerle doludur şimdiden yukarıda ışınlı kar.&lt;br /&gt;Ve daha da yüksekte, ışığın üstünde barınır saf&lt;br /&gt;Kutlu tanrı, kutsal ışınların oyunuyla neşelenerek.&lt;br /&gt;Dingin barınır o tek başına, aydınlık görünür çehresi,&lt;br /&gt;Yaşam vermeye yatkın görünür o etherce,&lt;br /&gt;Neşe yaratmaya, bizimle, nasıl, ölçüyü bilerek,&lt;br /&gt;Bilerek soluklananları, çekinerek ve esirgeyerek gönderirse&lt;br /&gt;Hakedilmiş mutluluğu kentlere, evlere, yavaş&lt;br /&gt;Yağmurları, toprağı açmak için, olgunlaşan bulutları, ve sizi&lt;br /&gt;En güvenilir havaları, sonra sizi, yumuşak baharları, gönderirse,&lt;br /&gt;Ve yavaş eliyle neşelendirirse yeniden yastakileri,&lt;br /&gt;Yenilerken zamanları, o yaratıcı, dingin&lt;br /&gt;Yüreklerini yaşlı insanların tazeler, kavrarsa,&lt;br /&gt;Ve gelip derinlere dek işlerse, açarsa, aydınlatırsa,&lt;br /&gt;Sevdiği gibi, ve işte şimdi yeniden başlar bir yaşam,&lt;br /&gt;Çiçeklenir yürek, eskisi gibi, çağın tini gelir,&lt;br /&gt;Ve neşeli bir yüreklenme şişirir yeniden kanatları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok şey söyledim ona, çünkü, şiirleyenler neyi anlasalar&lt;br /&gt;Ya da şarkı yapsalar, çoğunlukla meleklere ve ona dairdir:&lt;br /&gt;Çok yakardım, babayurdu aşkına, ki birden&lt;br /&gt;Çağırılmadan buyurmasın hemen tin bize;&lt;br /&gt;Çok şey size de, babayurdunda tasada olanlara,&lt;br /&gt;Kutsal şükranın gülerek kaçakları geri getirdiği,&lt;br /&gt;Yurttaşlar! sizin için, taşıdı beni gene de göl,&lt;br /&gt;Ve dümenci oturdu dingince ve övdü yolculuğu.&lt;br /&gt;Gölün yüzeyinde uyandı bir neşeli dalgalanma&lt;br /&gt;Yelkenlerin altında ve şimdi çiçeklendi ve aydınlattı kent&lt;br /&gt;Orada erkenden kendini, herhal gölgeli Alplerden&lt;br /&gt;Geldi yönlendirilerek ve dineldi şimdi limanda gemi.&lt;br /&gt;Kıyı ılık burada ve dostluklu açık koyaklar,&lt;br /&gt;Patikalarla güzelce aydınlanmış, yeşilliklerini ve pırıltılarını gönderir bana.&lt;br /&gt;Bahçeler uzanır barışmış, parlak yoncalar hareketlenmiş bile,&lt;br /&gt;Ve kuşun şarkısı buyur eder gezgini.&lt;br /&gt;Herşey tanıdık gözüküyor, çabucak gelip geçen selam bile&lt;br /&gt;Dostlardan gelir gözüküyor, her yüz hısım gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değil mi ya! doğduğun ülkedir, yurdun toprağı,&lt;br /&gt;Aradığın, yakındır, gelip karşılıyor bile seni.&lt;br /&gt;Ve boşuna durmuyor, bir oğul gibi, dalgalarla hışırtılı&lt;br /&gt;Kapıda ve boşuna bakıp aramıyor senin için sevgi dolu adlar&lt;br /&gt;Şarkılarla bir gezgin adam, kutlu Lindau!&lt;br /&gt;En konuksever kapılarındandır ülkenin bu,&lt;br /&gt;Çekiyor dışarıya gitmeğe, çok şey vadeden uzaklara,&lt;br /&gt;Oraya, harikanın olduğu yere, oraya, tanrısal yabanılın,&lt;br /&gt;Yüksek düzlüklerden aşağıya inen Ren’in gözüpek yolu açtığı,&lt;br /&gt;Ve kayalardan şen şakrak koyağı çekip çıkardığı yere,&lt;br /&gt;Oraya, aydınlık dağlardan geçerek, Komo’ya dek gezinmek,&lt;br /&gt;Ya da aşağıya, günün değişimi gibi, geniş göle inmek;&lt;br /&gt;Ama daha çekicisin sen benim için, kutsanmış kapı!&lt;br /&gt;Yurdagitmeğe, bence bilindik çiçekli yolların olduğu,&lt;br /&gt;Orada arayıp bulmağa toprağı ve güzel koyaklarını Neckar’ın,&lt;br /&gt;Ve ormanlarını, kutsal ağaçların yeşilini, orada seve seve&lt;br /&gt;Birlik kurduğu meşenin dingin kayınlarla, gürgenlerle,&lt;br /&gt;Ve dağlarda bir yerin beni dostça tutsak ettiği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada karşılarlar beni. Ey sesi kentin, ananın!&lt;br /&gt;Gelirsin sen, uyandırırsın bende çok eskiden öğrenilmişleri!&lt;br /&gt;Onlardır onlar hala! hala çiçeklendirir güneş ve neşe sizi,&lt;br /&gt;Siz ey en sevgililer! ve neredeyse daha parlak gözlerde, eskisinden.&lt;br /&gt;Evet, eskisi gibidir hala! Genişler ve olgunlaşır, gene de hiçbiri&lt;br /&gt;Orada yaşayanlardan ve sevenlerden, geridurmaz sadakatten.&lt;br /&gt;Ama en iyisi, bulgu, kutsal barışın&lt;br /&gt;Kuşağı altında yatan, esirgenmiştir o gençlerden ve yaşlılardan.&lt;br /&gt;Budalaca konuştum. Neşedir o. Gene de yarın ve gelecekte&lt;br /&gt;Gidip seyrettiğimizde dışarıda yaşam dolu tarlayı,&lt;br /&gt;Ağacın çiçekleri altında, baharın bayram günlerinde&lt;br /&gt;Konuşurum ve umutlanırım çokça sizinle, ey sevgililer, onun üzerine.&lt;br /&gt;Çok şey işittim büyük Baba’ya dair ve uzun süre&lt;br /&gt;Sustum onun üzerine, o ki gezgin zamanı&lt;br /&gt;Yukarıda yükseklerde tazeler ve hüküm sürer dağların üstünde,&lt;br /&gt;O bahşeder bize hemen göksel armağanları ve çağırır&lt;br /&gt;Aydınlık şarkıyı ve gönderir çokça iyi tinleri. Ah, gecikmeyin,&lt;br /&gt;Gelin, siz koruyucular! yılın melekleri! ve siz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin melekleri, gelin! damarlarına hepiniz yaşamın,&lt;br /&gt;Bütün hepsini neşelendirerek, dağıtsın göksel olan kendini!&lt;br /&gt;Soylulandırın! gençlendirin! ki insanca iyi hiçbirşey, ki&lt;br /&gt;Günün tek bir saati kalmasın şenlerden uzakta ve hem de&lt;br /&gt;Böylesi neşe, şimdiki gibi, sevenler yeniden bulurlarken birbirlerini,&lt;br /&gt;Onlara ait olsun, kutsansın uygunca.&lt;br /&gt;Kutluladığımızda ekmeği, kimi adlandırabilirim ve&lt;br /&gt;Günün yaşamından dinlendiğimizde, söyleyin, nasıl getiririm şükranı ?&lt;br /&gt;Yüceleri mi adlandırayım ? Yakışık almayanı sevmez bir tanrı,&lt;br /&gt;Onu kavramak, neredeyse çok küçük geliyor neşemize.&lt;br /&gt;Susmak zorunda kalırız sık sık; eksiktir kutsal adlar,&lt;br /&gt;Yürekler çarpar ve gene de geri mi kalır söz ?&lt;br /&gt;Ama çalınan bir çalgı ödünç verir her saate sesleri,&lt;br /&gt;Ve neşelenir belki de göksel olan, yaklaşırken.&lt;br /&gt;Hazırlar o bunları ve neredeyse varır şimdiden&lt;br /&gt;Barışa tasa da, neşelinin altına gelip yerleşen.&lt;br /&gt;Tasaları, bunun gibi, ister istemez, ruhunda&lt;br /&gt;Taşımalıdır bir şarkıcı, sık sık, ama ötekiler değil.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-114840635241185289?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/114840635241185289/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=114840635241185289' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114840635241185289'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114840635241185289'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/05/yurdavar-hsmlara-hlderlin.html' title='Yurdavarış, Hısımlara / . Hölderlin'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-114840602664012456</id><published>2006-05-23T10:39:00.000-07:00</published><updated>2006-05-23T10:40:26.640-07:00</updated><title type='text'>GECEDE AYAK SESLERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;br /&gt;Her zaman&lt;br /&gt;Ayak seslerini duyarız gecede yaklaşan,&lt;br /&gt;Ve kapı sırra kadem basar odamızdan,&lt;br /&gt;Her zaman,&lt;br /&gt;Bulutlar gibi süzülüp giden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gece yatağından&lt;br /&gt;Senin mavi gölgen mi onu uzaklara götüren?&lt;br /&gt;Senin gözlerin ülkelerdir ve ayak sesleri geliyor,&lt;br /&gt;Sardı bedenimi kolların&lt;br /&gt;Ayak sesleri, ayak sesleri&lt;br /&gt;Ah Şahrazad&lt;br /&gt;Gölgeler niçin kurtuluşumu resmeder?&lt;br /&gt;Gelir ayak sesleri girmez içeri.&lt;br /&gt;Bir ağaç ol,&lt;br /&gt;Görebileyim gölgeni.&lt;br /&gt;Bir ay ol,&lt;br /&gt;Görebileyim gölgeni.&lt;br /&gt;Bir hançer ol,&lt;br /&gt;Görebileyim gölgeni gölgemde,&lt;br /&gt;Küller içinde bir gül.&lt;br /&gt;Her zaman,&lt;br /&gt;Ayak seslerini duyarım gecede yaklaşan,&lt;br /&gt;Ve sen yerim olursun sürgündeki,&lt;br /&gt;Zindanım olursun.&lt;br /&gt;Öldürmeye çalış beni&lt;br /&gt;İlk ve son olsun&lt;br /&gt;Yaklaşan ayak seslerinle&lt;br /&gt;Öldürme beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmud DERVİŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeviren : Tâvus HÜSÂMEDDİN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-114840602664012456?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/114840602664012456/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=114840602664012456' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114840602664012456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114840602664012456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/05/gecede-ayak-sesleri.html' title='GECEDE AYAK SESLERİ'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-114840590506265527</id><published>2006-05-23T10:37:00.000-07:00</published><updated>2006-05-23T10:38:25.063-07:00</updated><title type='text'>BİR SÖZCÜK O</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Bir şey bilmiyorum - dedi - bir şeyim yok, bir şey değilim&lt;br /&gt;buradaysam, dünyanın içinde, çakılmış bir büyük kanatla göğsüme,&lt;br /&gt;o'dur öğrendiğim tek sözcük, söyler ağlarım-&lt;br /&gt;onu tanıyorum, onunla varım, onu haykırırım rüzgâra-&lt;br /&gt;uykusuz ıssız gecelerde öldürenlerin öğrettikleri&lt;br /&gt;onca taşın taşlanmanın altında - yalnız bir sözcük:&lt;br /&gt;Özgürlük, Özgürlük, Özgürlük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yannis RITSOS&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-114840590506265527?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/114840590506265527/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=114840590506265527' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114840590506265527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114840590506265527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/05/bir-szck-o.html' title='BİR SÖZCÜK O'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-114840512655726611</id><published>2006-05-23T10:24:00.000-07:00</published><updated>2006-05-23T10:25:26.556-07:00</updated><title type='text'>BİYOGRAFİ, ŞİİR VE KADER</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Önce insanlara anlatır hayatını ozan;&lt;br /&gt;sonra insanlar uyuyunca, kuşlara;&lt;br /&gt;daha sonra uçup gidince kuşlar, ağaçlara anlatır...&lt;br /&gt;Rüzgâr eser sonra dallarda bir hışırtı.&lt;br /&gt;Şöyle de anlatılabilir bu:&lt;br /&gt;insanlara anlattığım gururla doludur;&lt;br /&gt;kuşlara anlattığım müzikle;&lt;br /&gt;ağlayışla, ağaçlara anlattığım.&lt;br /&gt;Ve bir türküdür bunların tümü, Rüzgâr için ezgilenmiş&lt;br /&gt;birkaç kelimesini anımsayabileceği ancak&lt;br /&gt;bu tek ve belleksiz dinleyicisinin.&lt;br /&gt;Hiçbir zaman unutmadıklarıdır ama anımsadığı bu&lt;br /&gt;kelimeler taşların.&lt;br /&gt;Sonsuzlukla doludur ozanın taşlara anlattığı.&lt;br /&gt;Ve kaderin türküsüdür, unutmaz yıldızlar da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;León FELIPE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-114840512655726611?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/114840512655726611/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=114840512655726611' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114840512655726611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114840512655726611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/05/biyografi-iir-ve-kader.html' title='BİYOGRAFİ, ŞİİR VE KADER'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-114840498017732360</id><published>2006-05-23T10:22:00.000-07:00</published><updated>2006-05-23T10:23:00.180-07:00</updated><title type='text'>BAYAN LAZARUS</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;BAYAN LAZARUS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yine yaptım&lt;br /&gt;Her on yılda bir&lt;br /&gt;Böyle bir tane beceririm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tür ayaklı mucize, tenim&lt;br /&gt;Bir Nazi lamba siperliği kadar parlak,&lt;br /&gt;Sağ ayağım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüy kadar hafif&lt;br /&gt;Yüzüm ifadesiz, incecik&lt;br /&gt;Yahudi kumaşından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözün kundağı&lt;br /&gt;Ah, sevgili düşmanım.&lt;br /&gt;Korkutuyor muyum? -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi?&lt;br /&gt;Acı nefesi&lt;br /&gt;Ertesi gün yok olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakında, çok yakında&lt;br /&gt;Vahim bir öldür gücü&lt;br /&gt;Evimde, etimde olacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ben işte gülümseyen bir kadın.&lt;br /&gt;Daha sadece otuzunda.&lt;br /&gt;Ve kedi gibi dokuz canlıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Üçüncü Sefer.&lt;br /&gt;Ne lüzumsuzluk&lt;br /&gt;On yılda bir imha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ne çok iplik.&lt;br /&gt;Çekirdek yiyen kalabalık&lt;br /&gt;İtişir içeri görmek için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerimi ayaklarımı çözmelerini -&lt;br /&gt;Muhteşem soyunmalar.&lt;br /&gt;Baylar, bayanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar ellerim benim,&lt;br /&gt;Bunlar dizlerim.&lt;br /&gt;Bir deri bir kemik olabilirim, farketmez,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de onlardandım, tek tip kadın işte&lt;br /&gt;İlk seferinde on yaşındaydım.&lt;br /&gt;Kazaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci seferinde istedim&lt;br /&gt;Bitirip gitmeyi ve hiç daha dönmemeyi.&lt;br /&gt;Üstüstüme kapaklandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı bir midye gibi.&lt;br /&gt;Tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları&lt;br /&gt;Ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan&lt;br /&gt;Solucanları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölmek&lt;br /&gt;Bir sanattır, herşey gibi.&lt;br /&gt;Özellikle iyi yaparım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum.&lt;br /&gt;Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum.&lt;br /&gt;Sanki gider gibi bir davete.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yapmak çok kolay bir hücrede&lt;br /&gt;Ölmek ve kımıldamamak&lt;br /&gt;Ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşli bir günde geri gel&lt;br /&gt;Aynı yere, aynı yüze, zalim&lt;br /&gt;Eğlenen çığrışlara:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Mucize!'&lt;br /&gt;İşte bu yere yıkar beni.&lt;br /&gt;Ama bir bedeli var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yara izlerime bakmanın, bir bedeli var.&lt;br /&gt;Kalbimi dinlemenin ----&lt;br /&gt;Hakikaten çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var.&lt;br /&gt;Bir sözün, veya bir dokunuşun.&lt;br /&gt;Ya da biraz kanımı akıtmanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tutam saçımın veya elbisemden bir parçanın.&lt;br /&gt;Eee, Herr Doktor.&lt;br /&gt;Eee, Herr Düşman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin eserinizim ben,&lt;br /&gt;Paha biçilmez,&lt;br /&gt;Altın topu bebeğinizim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çığlığa eriyen&lt;br /&gt;Dönüyorum ve yanıyorum.&lt;br /&gt;Gösterdiğiniz alakaya aldırmadığımı sanmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kül, kül -&lt;br /&gt;Külü eşele bak.&lt;br /&gt;Etten kemikten eser yok----&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kalıp sabun&lt;br /&gt;Bir nişan yüzüğü&lt;br /&gt;Altın bir diş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herr Tanrı, Herr Şeytan&lt;br /&gt;Savulun&lt;br /&gt;Savulun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küllerin arasından&lt;br /&gt;Doğrulurum kızıl saçlarımla&lt;br /&gt;Ve çıtır çıtır adam yerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sylvia PLATH&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeviren : Enis AKIN &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-114840498017732360?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/114840498017732360/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=114840498017732360' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114840498017732360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114840498017732360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/05/bayan-lazarus.html' title='BAYAN LAZARUS'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28354324.post-114799187355043888</id><published>2006-05-18T15:37:00.000-07:00</published><updated>2006-05-23T10:29:13.803-07:00</updated><title type='text'>ANNABEL LEE</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;Seneler,seneler evveldi;&lt;br /&gt;Bir deniz&lt;br /&gt;ülkesinde&lt;br /&gt;Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz&lt;br /&gt;İsmi Annabel Lee;&lt;br /&gt;Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten&lt;br /&gt;Sevmekden başka beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O çocuk&lt;br /&gt;ben çocuk,memleketimiz&lt;br /&gt;O deniz ülkesiydi,&lt;br /&gt;Sevdalı değil&lt;br /&gt;karasevdalıydık&lt;br /&gt;Ben ve Annabel Lee;&lt;br /&gt;Göklerde uçan melekler bile&lt;br /&gt;Kıskanırdı bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün işte bu yüzden göze geldi,&lt;br /&gt;O deniz&lt;br /&gt;ülkesinde,&lt;br /&gt;Üşüdü&lt;br /&gt;rüzgarından bir bulutun&lt;br /&gt;Güzelim Annabel Lee;&lt;br /&gt;Götürdüler el üstünde&lt;br /&gt;Koyup gittiler beni,&lt;br /&gt;Mezarı ordadır şimdi,&lt;br /&gt;O deniz ülkesinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz daha bahtiyardık meleklerden&lt;br /&gt;Onlar&lt;br /&gt;kıskandı bizi,_&lt;br /&gt;Evet!_bu&lt;br /&gt;yüzden (şahidimdir herkes&lt;br /&gt;Ve o deniz&lt;br /&gt;ülkesi)&lt;br /&gt;Bir gece bulutun&lt;br /&gt;rüzgarından&lt;br /&gt;Üşüdü gitti Annabel Lee.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdadan yana ,kim olursa&lt;br /&gt;olsun,&lt;br /&gt;Yaşça başca ileri&lt;br /&gt;Geçemezlerdi bizi;&lt;br /&gt;Ne yedi kat gökdeki&lt;br /&gt;melekler,&lt;br /&gt;Ne deniz dibi&lt;br /&gt;cinleri,&lt;br /&gt;Hiçbiri ayıramaz beni senden&lt;br /&gt;Güzelim Annabel Lee.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay&lt;br /&gt;gelip ışır hayalin eşirir&lt;br /&gt;Güzelim&lt;br /&gt;Annabel Lee;&lt;br /&gt;Bu yıldızlar gözlerin&lt;br /&gt;gibi parlar&lt;br /&gt;Güzelim Annabel Lee;&lt;br /&gt;Orda gecelerim,uzanır beklerim&lt;br /&gt;Sevgilim,sevgilim,hayatım,gelinim&lt;br /&gt;O&lt;br /&gt;azgın sahildeki,&lt;br /&gt;Yattığın&lt;br /&gt;yerde seni .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edgar Allan POE&lt;br /&gt;Çeviren : Melih Cevdet&lt;br /&gt;ANDAY&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28354324-114799187355043888?l=dunyasiiri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/feeds/114799187355043888/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28354324&amp;postID=114799187355043888' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114799187355043888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28354324/posts/default/114799187355043888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dunyasiiri.blogspot.com/2006/05/annabel-lee.html' title='ANNABEL LEE'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
